

Müzik: Bir “Arkadaş” Olabilir mi?
Uzun süredir göç ettiğim için tek yaşıyorum… O yüzden fiziksel ve duygusal yalnızlık benim hayatımda epey “yakın temas” bir konu. Ama bu yazıda yalnızlık kavramını uzun uzun konuşmayacağım. Bugün odaklanmak istediğim şey, yalnız hissettiğim anlarda bana en iyi gelen şeylerden biri: müzik. Aslında çevremde (ya da bir telefon uzaklığında) sevdiğim insanlar var, yani teknik olarak “yalnız” değilim. Ama bazen insanın kimseyle konuşası gelmiyor. Ya da konuşmak istediğin insanlar o an yanında olamıyor. Tam da o boşlukta benim için müzik devreye giriyor. Müzik benim için sadece eğlendiren, ortamı güzelleştiren bir arka plan değil. Bazen gerçekten arkadaş gibi olabiliyor. Konuşmadan da eşlik eden, bir şey anlatmamı beklemeyen sadece yanımda duran biri gibi. Ayrıca bu durum sadece “müziği seviyorum” meselesi değil. Araştırmalar da gösteriyor ki insanlar zor duygular yaşadıklarında müziği gerçekten bir tür duygusal destek gibi kullanıyor. “Araştırmalar böyle söylüyor” demek biraz klişe ve yüzeysel gelebilir, bunun da farkındayım. Bu yüzden bunu, bu alanda gerçekten araştırma yapan biri olarak söylüyorum; bu konudaki literatürü yakından takip ediyorum ve hatta doğrudan bu alanda çalışıyorum. Psikolojide müziğin duygu düzenlemesindeki rolü ve refaha katkısı uzun zamandır incelenen bir konu. Dahası, çok dinamik bir alan, yeni ölçekler, yeni modeller, yeni örnekler… Dolayısıyla, bu konuyla ilgileniyorsanız, psikoloji makaleleri okumak aslında oldukça keyifli ve ilgi çekici olabilir. Girişi daha fazla uzatmadan, yazıya geçiyorum. Umarım keyifle okursunuz!
Bazen insan kendini yalnız hisseder, canı sıkkındır ve kimseye bir şey anlatmak istemez (Haftada en az 1 kere yaşıyorum). İşte tam o anda müzik dinlemek, bir hobinin ötesine geçip “arkadaş” gibi bir şeye dönüşebilir. İşin güzel tarafı, çok sevdiğim psikoloji bilimi de bunu destekliyor (çoğunlukla). İnsanlar kötü hissettiklerinde müziği bazen farkında olarak, bazen de hiç düşünmeden bir çeşit duygusal destek gibi kullanabiliyor. Çünkü müzik, duyguyu yakalayıp taşıyabiliyor, “tam da böyle hissediyorum” dedirtiyor ya da bazen sakinleştirip, toparlıyor.
Bazı insanlar için işin kilidi şarkı sözleri. Sözler kendi yaşadıklarına dokunduğunda, insan kendini daha az yalnız ve daha çok anlaşılmış hissedebiliyor. Hatta “tam benlik şarkı” dedikleri o parça, sanki içlerinden geçenleri biri onlar adına dile getiriyormuş gibi geliyor.
Bazılarımız da üzgünken daha neşeli ya da sakinleştirici parçalara yöneliyor; yani ruh halini biraz hafifletmeyi, kendini toparlamayı seçiyor. Bazılarıysa tam tersine, üzüntüsünü tatlı tatlı pekiştiren şarkıları bilinçli olarak açıyor. Yani kimimiz duygudan biraz uzaklaşıp nefes almak istiyor, kimimiz de o duygunun içinde kalıp onu sindirmeyi, işlemeyi seçiyor (Garrido & Schubert, 2011; Hunter vd., 2011; Xue vd., 2018).
Ben de üzgünken hüzünlü müzik dinlemeyi sevenlerdenim. Kendimi kötü hissettiğimde elim hep hüzünlü şarkılara gidince, bir noktada şunu merak etmeye başladım: Müzik psikolojisi bunu nasıl açıklıyor?
Üzgünken neye göre müzik türü seçeriz?
Araştırmalar, üzgünken hüzünlü müzikten keyif alma meselesinin herkeste aynı olmadığını gösteriyor. Yani bazı insanlar için bu çok doğal bir yönelimken, bazıları için oldukça uzak bir tercih. Bu farkın arkasında da birkaç psikolojik etken var.
Ama tabii bu, “herkes böyledir” demek değil. Psikolojide bulgular; kültüre, zamana, yaşa, cinsiyete ve daha onlarca değişkene göre farklılaşabiliyor. O yüzden herhangi bir psikoloji makalesi ya da yazısı okurken kritik düşünmeyi elden bırakmamak önemli. Çalışma kimlerle yapılmış, hangi bağlamda yapılmış, hangi ölçümler kullanılmış, sonuçlar ne kadar genellenebilir… Bunlar her zaman akılda olmalı. Evet, bu yaklaşım bir anlamda sahneye “belirsizliği” davet ediyor. Ama garip bir şekilde beni psikolojiye çeken şeylerden biri de tam bu… Kesin cevaplardan çok, bağlama göre şekil değiştiren o esneklik…
Araştırmalar bu seçim farkının nedenlerinden biri olarak kişilik özelliklerini öne sürüyor. Özellikle deneyime açıklık (sanata, estetiğe, duyguya ve yeni deneyimlere açıklık) düzeyi yüksek olan kişiler, hüzünlü müziğe daha kolay çekilebiliyor. Çünkü bu kişiler müziği sadece “ruh halini değiştiren bir araç” gibi değil, aynı zamanda estetik bir deneyim olarak da yaşıyor. Dolayısıyla hüzünlü bir parça onlarda yalnızca üzüntü değil; yoğunluk, anlam ve hatta tuhaf bir şekilde “iyi hissettiren bir güzellik” de yaratabiliyor (Vuoskoski et al., 2012).
İkinci önemli başlık ise empati. Empati düzeyi yüksek insanlar, duygusal içeriği güçlü şeylerle daha hızlı ve daha derinden bağ kurabiliyor (Vuoskoski, 2015). Hüzünlü bir şarkı dinlediklerinde daha çok duygulanmaları da tam burada devreye giriyor. Parça “içlerine dokunuyor” ve bu dokunuş, paradoksal şekilde keyifli ya da tatmin edici bir deneyime dönüşebiliyor. Yani hüzünlü müziği sevmek bazen “üzülmeyi sevmek” değil de duyguyla temas edebilmekten gelen bir yakınlık hissi olabiliyor.
Bir de şunu eklemek gerekiyor: Üzgün olduğumuzda seçtiğimiz müzik, aslında müziği ne amaçla kullandığımızla çok ilgili. Kimimiz müziği ruh halini toparlamak, kendini biraz daha iyi hissetmek için açıyor. Kimimizse tam tersine, o duygunun içinde kalıp onu sindirmek, ne olduğunu anlamak için hüzünlü parçaları seçiyor. O yüzden bazen müzik “unutmak” için değil, tam aksine anlamak için devreye giriyor. Hani bir şarkı açıp hemen geçmek değil de, duyguyu yanında oturtup biraz dinlemek gibi…
Bunu da eklemek önemli: Olumsuz duygulardan her seferinde uzaklaşmak için müziğe sarılmak, bazen kaçınmacı başa çıkma ile kesişebiliyor. Yani müzik normalde çok destekleyici bir kaynakken, eğer tek baş etme yöntemi haline gelirse bir noktada “duyguyu düzenlemek”ten çok “duygudan kaçmak” gibi bir işleve kayma riski taşıyabiliyor.
Tabii araştırmalar şunu da söylüyor: Sadece üzgün olmamız değil, neye üzüldüğümüz de önemli. Çünkü bu fark, seçtiğimiz müziği de etkileyebiliyor. Nasıl mı? Aşağıda anlatıyorum.
Her üzüntü aynı üzüntü değil
Aslında “üzgünüm” dediğimiz şey tek bir duygu gibi dursa da, her üzüntü aynı yerden gelmiyor. Üzüntünün nedeni değiştikçe hissettiklerimiz ve ihtiyaçlarımız da değişiyor. Dolayısıyla o an elimizin gittiği müzik de.
Bazen üzüntü daha ilişkisel oluyor; yani bir ilişkinin bitmesi, sevilen birini kaybetmek, yakınken uzaklaşmak gibi … Bazen de daha çok kişisel hedeflerle ilgili olabiliyor. Mesela, istediğin işe girememek, bir hayalinden vazgeçmek zorunda kalmak, sağlıkla ilgili kötü bir haber almak gibi.
Bu iki tür üzüntü aynı şeyi tetiklemiyor. Araştırmalar, hedefler ve performansla ilgili hayal kırıklıklarında daha çok “toparlanma, yeniden odaklanma, kendini toparlayıp devam etme” eğiliminin arttığını, sosyal bir kayıp olduğunda ise “bağ kurma, yakın hissetme, anlaşılma” ihtiyacının öne çıktığını söylüyor (DeMarco et al., 2015;Gray et al., 2011).
Birini kaybettiğinde ya da bir ilişkiden çıktıktan sonra bazen sadece empatik, yargılamayan, anlayan birinin yanında olmak istersiniz ya, hüzünlü müzik bazen tam da bu görevi görüyor. Belki de bu nedenle aşk acısı çekerken Tarkan’dan Şımarık değil de Kış Güneşi açıp dinliyoruz… (Ya da ben azından öyle yapıyorum.)
Ama her üzüntü aynı ihtiyaçla gelmediği için, her üzüntü aynı müziğe de götürmüyor. Hedeflerle ilgili bir hayal kırıklığında bazen daha hareketli, motive edici ya da zihni dağıtan parçalar daha iyi gelebiliyor. Yani ihtiyaç değişince, seçtiğimiz müzik de değişiyor. Deneysel çalışmalar da bunu destekleyen bir tablo çiziyor. Sosyal kayıp yaşayan bireylerin ruh halleriyle uyumlu, yani daha hüzünlü müzikleri tercih etme eğilimi artabiliyor.
Bu noktanın bir de daha “zihinsel mekanizma” tarafı var. Bazı kuramlar, müzik dinlerken zihnimizde bir tür hayali kişi (ya da bir “duyguyu taşıyan özne”) oluşturduğumuzu öne sürüyor. Müzik, birinin duygu durumunu ifade ediyormuş gibi algılanabiliyor; dinleyici de o hayali kişiyle özdeşim kurabiliyor. Böylece müzik tek başına dinlense bile, “sosyal bir etkileşim” hissi yaratabiliyor.
Üstüne bir de nostalji boyutu ekleniyor. Müzik sıkça anıları tetikliyor; bu anılar da çoğu zaman sevdiğimiz insanlarla bağlantılı oluyor. Bu yüzden bir şarkı, sadece duyguyu yansıtmakla kalmayıp, nostalji üzerinden bir tür “yeniden bağlanma” hissi de doğurabiliyor.
Kulaklıklardaki görünmez arkadaş
Şimdi biraz da bu yazıya ilham veren çalışmadan bahsedelim. Yalnız başınıza müzik dinlerken hiç “sanki biri yanımdaymış gibi” hissettiğiniz oldu mu? Schafer ve arkadaşlarının (2020) yaptığı bir çalışma tam olarak bu sorunun peşine düşüyor. Araştırmacılar, yalnız başına müzik dinlemenin gerçekten bir arkadaşın varlığına benzeyen bir “eşlik edilme” duygusu yaratıp yaratmadığını test etmek istemişler. Tabii önce sizinle bu deney nasıl yapılmış onu anlatacağım…
Önce katılımcılardan üzücü ya da nötr sahneleri ayrıntılı şekilde gözlerinde canlandırmaları isteniyor. Böylece bazı kişiler sosyal kayıpla ilgili bir üzüntü hissediyor (ilişkinin bitmesi, ayrılık, kayıp gibi); bazılarıysa daha çok kişisel başarısızlık türü durumlara odaklanıp üzülüyor. Sonra herkes kendi seçtiği müzikleri dinliyor. Kimi, kendini teselli eden ve duygusuyla uyumlu şarkılara yöneliyor. Kimi ise dikkatini dağıtan, ruh halini değiştiren parçaları seçip daha hızlı toparlanmayı tercih ediyor. Burada sadece “iyi hissettin mi?” diye sorup bırakmıyorlar. Müzik dinlemeden önce ve sonra yalnızlık, ruh hali ve empati gibi değişkenleri ölçüyorlar.
Çalışmanın bulgularına göre katılımcılar, müzik dinledikten sonra hangi koşulda olurlarsa olsunlar kendilerini daha az yalnız hissettiklerini bildiriyor. Yani ister üzgün ister nötr ruh halinde olsunlar; ister teselli edici ister dikkat dağıtıcı müzik seçsinler, yalnızlık duygusunda yine de bir azalma oluyor.
Bunun yanında empati de yükseliyor. İnsanlar müzik sonrası başkalarına karşı daha anlayışlı, daha “bağlantıda” hissettiklerini söylüyor. Dahası ruh hali tarafında da benzer bir tablo karşımıza çıkıyor. Başka bir değişle mutluluk artıyor, gerginlik azalıyor, rahatlama hissi yükseliyor. Üstelik bu etkiler yalnızca hüzünlü/teselli edici müzikte değil, dikkat dağıtıcı müzikte de görülüyor.
Ama bazı sonuçlar da beklendiği gibi çıkmıyor. Araştırmacılar başlangıçta, sosyal kayıp yaşayan insanların özellikle ruh halleriyle uyumlu hüzünlü müziği tercih edeceğini düşünmüştü; ancak bulgular bu beklentiyi tam olarak desteklemedi. Görünen o ki insanlar müzik seçerken öncelikle “daha iyi hissetme” ihtiyacıyla hareket ediyor ve ruh haliyle birebir uyum her zaman belirleyici olmuyor.
Sonuç olarak…
Yalnız başına müzik dinlemek bazen sandığımızdan daha “işlevsel” bir şey olabiliyor, yalnızlık hissini azaltabiliyor, empatiyi artırabiliyor ve ruh halini biraz olsun toparlamaya yardımcı olabiliyor. Yani kulaklıkları taktığınızda yanınızda kimse olmasa bile, müzik bazen gerçekten “görünmez bir arkadaş” gibi eşlik edebiliyor.
Bu yazıyı yazma sebebim de tam olarak şu: “Müzik iyi gelir” cümlesi hepimizin aklına geliyor ama bazen basit ya da ezbere bir cümle gibi durabiliyor… Ben de bu alanda yapılan bilimsel çalışmaları paylaşarak, bu öneriyi bir adım daha somut hale getirmek istedim. Çünkü müzik bazen sadece arka planda çalan bir şey değil, yalnızlıkla ve zor duygularla başa çıkarken küçük bir destek gibi işe yarayabiliyor. Yani yeri geldiğinde bunu, kendinize iyi gelmek için elinizin altında tutabileceğiniz pratik bir yöntem olarak da düşünebilirsiniz.
O yüzden kendinizi yalnız ya da mutsuz hissettiğiniz anlarda, seçeneklerinizin arasına müziği de ekleyin derim. Tabii mucize yaratıp, sorunları sihirli bir şekilde unutturmaz. Eğer o an biriyle konuşmaya, paylaşmaya ihtiyacınız varsa bunun yerini de tutmaz. Ama yine de, bir nebze olsun iyi gelme ve sizi biraz daha az yalnız hissettirme ihtimali var. Bence bu ihtimal bile, kendinize verebileceğiniz küçük ama değerli bir destek.
Not: Bu yazıda aktardığım bulgular ve referansların tamamı aşağıdaki çalışmadan derlenmiştir: ‘Music May Reduce Loneliness and Act as a Social Surrogate for a Friend: Evidence from an Experimental Listening Study.’ Araştırmayı okumak ya da referans makalelere bakmak isteyenler için çalışmanın adını burada özellikle bırakıyorum.
Kapak Fotoğrafı: Pinterest
İlginizi çekebilir: Ezgi Cenk’ten Girl, so confusing: Charli XCX’den İlişkilerin Kaotik Doğasına

Ezgi Cenk 


























































Aile Tadında 






İlk yorumu siz yazın!