

Japon Felsefeleri: Aşırı Düşünmeyi Durdurma Üzerine
Modern hayatın hızla akan temposunda zihnimiz çoğu zaman geçmişte olup bitenlere takılıyor, gelecek için senaryolar üretiyor ve bugünün huzurunu kaçırıyor. Özellikle belirsizlik, kaygı ve kontrol arzusunun yoğunlaştığı dönemlerde, düşünceler zihnimizde dairesel bir şekilde dönüp duruyor. Bu noktada, doğu kültürlerinin özellikle de Japon yaşam felsefesinin bize sunduğu sade, derin ve işlevsel bakış açıları birer rehber niteliğinde. Bu yazıda Shikata ga nai, Kaizen, Mono no aware, Zazen ve Oubaitori gibi Japon felsefelerinin, aşırı düşünmeyi nasıl dönüştürdüğünü ele alacağım. Çünkü hem kendi zihinsel yolculuğumda hem de çevremde gözlemlediğim ortak bir sorun var: düşünmekten yaşayamamak. Bu yazıyı, hem kendime hem de bu sorunu yaşayanlara zihinsel bir nefes aralığı sunabilmek için kaleme alıyorum.

Shikata ga nai
Shikata ga nai, Japon kültürünün köklü kabul felsefelerinden biri ve kelime anlamı itibarıyla “Yapacak bir şey yok” ya da “Böyle olması gerekiyordu” şeklinde çevrilebilir (It means letting go, let go of what you can’t change). Ancak bu çeviri, felsefenin özünü tam olarak yansıtmayabilir. Shikata ga nai, başımıza gelen olaylar karşısında kontrolün bizde olmadığı durumlarda, boşuna direnmek yerine kabullenmeyi seçmemiz gerektiğini öğütlüyor. Teslimiyetle karıştırılsa da bu yaklaşım, pasif bir boyun eğme değil, bilgece bir “bırakma” hali. Hayatın değiştirilemeyen yönlerini tanımak ve bu yönlere karşı daha yumuşak, esnek bir tutum geliştirmesini, zihinsel yükü hafifletmesini ve kişinin yeniden hareket edebilmesini sağlıyor.
Bu anlayış, özellikle geçmişe takılıp kalan ya da sürekli “keşke”lerle yaşayan zihinler için şifalı bir bakış açısı sunuyor. Bir olay karşısında elimizden geleni yaptıktan sonra hâlâ bir sonuç değişmiyorsa, kendimizi suçlamak ya da durumu yeniden ve yeniden düşünmek yerine “Shikata ga nai” diyerek kabullenmek, zihinsel esenliğe giden ilk adım olabilir. Japonların bu söylemi günlük yaşamda sıkça kullanmaları, onların değiştirilemeyeni bırakıp önüne bakma becerilerinin bir yansıması diyebiliriz. Bu felsefe, modern dünyanın kontrol arzusu yüksek bireylerine içsel bir özgürlük öneriyor: “Her şeyi kontrol etmek zorunda değilsin. Bazen bırakmak, en sağlıklı seçimdir.”

Kaizen
Kaizen, Japonca’da “sürekli iyileştirme” anlamına geliyor ve iki karakterin birleşiminden oluşuyor: kai (değişim) ve zen (iyi). Bu felsefe, büyük değişimlerin ani ve radikal kararlarla değil, küçük ama sürekli adımlarla gerçekleşeceğine inanıyor. Kaizen’e göre gelişim, bir varış noktası değil, aksine daimi bir süreç. Daha erken uyanmak, her güne 5 dakikalık yürüyüş eklemek, bir alışkanlığı yavaşça bırakmak ya da her gün bir satır kitap okumak… Bunlar küçük ama etkili değişim örnekleri olarak gösterilebilir.
Kaizen’in aşırı düşünmeyi durdurmadaki gücü ise, mükemmeliyetçilikten arınmış bir eyleme geçiş önerisinde yatıyor. Zihin çoğu zaman “tam olarak hazır olmayı”, “kusursuz plan yapmayı” bekliyor ve bu bekleyiş içinde hareketsiz kalıyor. Kaizen ise bunun yerine şunu söylüyor: “Bugün, çok küçük de olsa bir adım at. Yarın da bir tane daha.” Bu felsefe, değişimin ancak hareketle mümkün olacağını hatırlatıyor ve düşüncelerin içinden çıkamadığımız karmaşasını basit bir eylemle çözmeye teşvik ediyor. Küçük adımların biriktiğinde büyük farklar yaratacağına inanmak, zihne hem umut hem de denge getiriyor.

Mono no aware
Mono no aware, Japon kültüründe oldukça derin bir duygusal farkındalığı ifade ediyor. Kelime anlamı “şeylerin farkındalığı” ya da daha şiirsel biçimiyle “geçiciliğin hüznü”. Bu felsefe, yaşamda her şeyin geçici olduğu gerçeğine duyarlı olmayı ve bu geçicilikten doğan zarif hüznü kabullenmeyi anlatıyor.
Mono no aware, aşırı düşünmeyi durdurma açısından son derece güçlü bir içsel çağrı. “Geçmişi değiştiremeyiz, gelecekse belirsizdir; o hâlde elimizde sadece bu an var.” Bu felsefe, hayatın geçici doğasına direnmeyi değil, onunla birlikte akmayı öğretiyor. Üzüntüye yer vardır ama bu üzüntü yıkıcı değil, yumuşatıcı bir duygu. Bu farkındalık, insanı hem daha şefkatli hem de daha anda kalabilen biri hâline getiriyor. Düşüncelerle boğuşmak yerine, yaşanan her şeyin gelip geçici olduğunu bilmek, fazlalıkları bırakıp sadeleşmeyi sağlıyor. Kısacası Mono no aware, hem melankoliyle barış yapıyor hem de farkındalıkla iç huzur sunuyor.

Zazen
Zazen, Zen Budizmi’nin temel uygulamalarından biri ve kelime anlamı “sessiz oturuş” ya da “oturarak meditasyon”. Ancak Zazen, sadece fiziksel bir duruş değil, aynı zamanda zihinsel bir durma biçimi. Bu felsefeye göre, insan zihni doğal olarak düşünceler üretiyor; ama bu düşüncelerle özdeşleştiğimizde, gerçek doğamızdan uzaklaşıyoruz. Zazen, bu düşünceleri bastırmaya çalışmadan, onları sadece fark edip geçmelerine izin vererek zihni durultmayı amaçlıyor. Oturmak, nefese odaklanmak ve sadece “olmak”, Zazen’in özüdür.
Zazen pratiği, aşırı düşünmeyle mücadelede oldukça etkili bir yol çünkü zihin, geçmiş ya da gelecek yerine ilk kez şimdi ile yüzleşiyor. Bu yüzleşme başta rahatsız edici olabilir; çünkü sessizlik, zihindeki gürültüyü daha çok duyuruyor. Ancak Zazen, bu gürültüyü susturmak için değil, onun gelip geçmesine izin vermek için. Zamanla kişi, düşüncelerle kavga etmek yerine onları izlemeyi öğreniyor. Bu da zihinsel yorgunluğu azaltıyor, kabulü artırıyor ve içsel bir dinginlik sağlıyor. Zazen, aşırı düşünmeyi çözmeye çalışmıyor; onun ötesine geçmek için sessizliğin gücünü kullanıyor.

Oubaitori
Oubaitori , dört farklı çiçek ağacını temsil eden sembolik bir Japon kavramı: sakura (kiraz), ume (erik), momo (şeftali) ve sumomo (erik eriği/kayısı). Bu dört ağaç aynı dönemde çiçek açıyor, ancak her biri farklı şekillerde, renklerde ve kokularda gelişiyor. Oubaitori felsefesi, bu benzetmeyle insanlara önemli bir yaşam öğüdü sunuyor: Her birey kendi gelişim yolunda eşsiz olup başkalarıyla kıyaslanmamalı. Herkesin zamanı, tarzı, yetenekleri ve çiçek açma biçimi farklı — ve bu çeşitlilik, yaşamın zenginliği.
Bu felsefe, özellikle modern dünyada yaygın olan kıyaslama temelli düşünce yapısının panzehiri gibi. Başkalarının başarısı karşısında kendini yetersiz hissetmek, sosyal medyada sürekli karşılaştırma yapmak ya da “ben neden hâlâ bir şeyleri başaramadım?” düşüncesi zihinsel baskıya dönüşebiliyor. Oubaitori, bu düşüncelere karşı şefkatli bir duruş geliştiriyor ve şöyle diyor: “Sen başkasına benzemek zorunda değilsin. Kendi zamanında, kendi tarzında gelişiyorsun.” Bu farkındalık, insanı kıyaslamaktan özgürleştiriyor ve aşırı düşünmeye dayalı değersizlik hissini yavaş yavaş çözüyor. Her çiçeğin kendi zamanı var; ve sen de bir çiçeksin.
Kapak Fotoğrafı: unsplash.com
İlginizi çekebilir: Merve Taşlıoğlu’ndan Hiçbir Şey Yapmamanın Hafifliği: Tembellik Felsefesi


Hatun Vera Altunöz 













































Aile Tadında 






İlk yorumu siz yazın!