Çok sevdiğim bir arkadaşımla konuşurken “55 yaşımızdan önce Japonya’ya gitmek istiyorsak, çocukla gitmenin bir yolunu bulacağız” dedik. Bulduk da hatta doğrusunu söylemek gerekirse Japonya çocuksuz düşünemeyeceğimiz bir rota oldu. Tabii ki beklentiniz Kawaguchi gölü manzarasında bir Onsen bulup huzuru aramaksa bu yazı sizin için doğru olmayabilir. Biz Tokyo lunaparkında 5 yaşında bir çocukla eğlenmeye çıkıyoruz.

Öncelikle çocuklu ebeveynlerin favori endişesinden başlayalım. Bu çocuk ne yiyecek? Bizim çocuğumuz sağlıklı ev yemeklerinde seçici, dışarıda pişen yiyeceklerde uyumlu olduğu için mi bilmiyorum ancak bu bizim için hiç sorun olmadı. Öncelikle zaten Japonya’ya gitmeyi aklınıza koyduysanız her yerde Seven-Eleven, Family Mart, Lawson gibi marketlerin favori ürünlerini, hangisinin çıtır tavuğunun diğerinden iyi olduğunu, hangi içeceği neyle karışınca daha lezzetli olacağını görmüşsünüzdür. Yetişkinler için alternatif onlarca seçenek sunan bu marketlerde aynı zamanda sağlıklı sandviçler, pankekler, çorbalar ve hatta haşlanmış yumurta bulabilirsiniz. Biz sıkışık zamanlarda ya da beklenmeyen açlık krizlerinde adım başı olan bu marketlerden faydalandık.

Fotoğraf: Susan Schuster (unsplash.com)

Bunun yanı sıra, Japonya’nın muhteşem mutfağında yer alan etler, çeşit çeşit erişteler, ramen, balık çeşitleri, yumurta ve sebzeler bize oldukça yardımcı oldu. En kötü ihtimalle sebzeden ve et suyundan zengin bir ramenin içindeki erişteleri ayıkladık, güzel bir shabu shabu ya da yakiniku restoranında onun etini biraz daha fazla pişirdik, yakitori restoranlarında bizdeki çöp şiş benzeri öğünlerle bildiği lezzetleri tattırdık. Tsukuji markette çubukta omlet aldık ya da kahvaltıda güzel bir wagyu A5’in tadına baktık. Taiyaki denedik, meyvelerin tadını çıkarttık. Çok sevdiğimiz bir katsu sando’nun içindekileri paylaştık. I’m donut da biz de ondan biraz ödünç aldık. Mochi ve Daifuku’nun yastık yumuşaklığıyla eğlendik. Sushi barlarda en kötü ihtimalle deniz ürünlü/yumurtalı hamburger sipariş ettik. Gitmeden önce Tokyo’daki enfes gözüken pizzacıları da her ihtimale karşı kaydetmiştik ancak biz kaldığımız süre boyunca Japon mutfağından oralara geçemedik, geçmeye de ihtiyaç duymadık.

Çocukla gezerken tuvalete gitme ihtiyacı hep en beklenmedik zamanlarda gelir. Otelden çıkar çıkmaz, bir restorandan kalkmadan önce siz 5 kere sorduktan 10 dakika sonra… Tokyo’da bu gibi durumlar hiç sorun değil çünkü inanılmaz bir sıklıkta, temizlikte ve hatta tasarım tuvaletler var. Birçoğunda çocuklar için gereken detaylar da düşünülmüş durumda. Bu konuda Tokyo’da size en yakın tuvaleti kolaylıkla bulabileceğiniz Flush uygulamasını da indirebilirsiniz. Biz pek kullanmadık.

Fotoğraf:  Luca Ferrario (unsplash.com)

Ulaşımda bebek arabası kullanımı bizim gitmeden önce en çok negatif yorum duyduğumuz konuydu ancak sorunsuz bir tecrübe yaşadık. Evet, Tokyo metro sistemi çok ayrı bir seviyede ancak her istasyona asansörle erişim mümkün. İçerideki geçişlerde de bu konuda her şey düşünülmüş durumda. Dolayısıyla çocukları akşam arabada uyutup geceye devam etme ihtimalinizi yok saymayın, eğer hala sığıyorsa yanınıza almayı unutmayın.

Tokyo’ya bir lunapark dedim çünkü çocukla Tokyo’da yapılacak çok fazla şey var. Bunların başında tabii ki Tokyo Disneyland ve DisneySea yer alıyor. Dilerseniz çeşitli erişim avantajlarından faydalanmak için buradaki otellerde kalabilir ya da Tokyo’nun kalbinde kalıp Disney anlaşmalı otellerde rezervasyonla çalışan ücretsiz araçları kullanabilir ve yaklaşık 30 dakikada sorunsuz ulaşım sağlayabilirsiniz. Öte yandan metro hattıyla da 50 dakika gibi bir sürede ulaşım sağlamak mümkün. Disney içerisindeki restoranlarda ya da otelinizde öğlen yemeği için rezervasyon yaptırarak gün içerisinde bir soluklanmak hem sizi hem de aşırı uyarana maruz kalan çocuğunuzu bir nebze dinlendireceğinden değerlendirmenizi dilerim. Gün uzun hele bir de kız çocuğu ebeveyniyseniz 100 dakikanın altına hiç inmeyen Frozen sıralarında başarılar diliyorum. Biz daha çok Star Wars.

Şehrin içindeki alternatiflere gelirsek bizim favorimiz TeamLab Planets olur. İlk seansla içeriye girmek kalabalığı yönetmek anlamında oldukça mantıklı bir çözüm. İçeride ıslak, yumuşak alanlar, karanlık kısımlar olabileceğini de düşünerek çocuğunuzun ve belki de kendinizin duyusal hassasiyetinizi gözetmeniz gerektiğini unutmayın. Bir yetişkinin diz boyuna gelebilen su yüksekliğinde minik insanlarımızın ıslanma ihtimalini göz önüne alarak bol yedekli gitmek, şort giymek ve tercihen kurulanmak için yanınızda kişisel havlunuzu götürmek faydalı olabilir. Biz ilk seansla girip öğleden sonra içeriden çok zor çıkabildik. İnteraktif oyun alanları, kişisel telefonunuza indirdiğiniz uygulama vasıtasıyla dijital deneyimi bambaşka boyuta taşıyan odaları, rengarenk parkurları ile inanılmaz ilgi çekiciydi. Buna ek olarak hemen orada çizdiğiniz resimlerin alana yansıtılması ve bir oyuna dönüşmesi çocuklar için çok keyifli bir tecrübeydi. TeamLab’e ulaşım için biz taksi kullandık ve öncesinde sonrasında mutlaka yemek yiyecek bir planlama yaptık. Çünkü alandaki yemek seçenekleri az ve çevresinde de pek bir alternatif yoktu. Belki yanınızda atıştırmalık taşımak da bu anlamda faydalı olabilir.

Ve Samurai-Ninja müzesi, eğer çocuğunuzun buna ilgi duyabileceğini düşünüyorsanız hem eğitici hem de eğlendirici bir müze olduğunu söyleyebilirim. Ebeveynlerden biriyle girilebilecek, dışarıda kalanın Asakusa sokaklarında takılabileceği bir lokasyonda olan müzede samuraylara ve Japonya’ya dair tarihi detayları öğrenebilirsiniz. Bunun yanı sıra oyunlar, kostümlü fotoğraf çekimleri ile dolu dolu geçen bir 2 saat sizi bekliyor. Biz bayıldık, hala evde yıldız atıyoruz.

Fotoğraf: tommao wang(unsplash.com)

Çocukla Tokyo denilince akla gelen yerlerden biri de Pokemon kafe ve Pokemon Center. Uzun zaman önceden ve baya zorlayıcı bir şekilde rezervasyon yaptırılan Pokemon kafe eğer gerçekten Pokemon’a çok ilgi duyan bir çocuğunuz yoksa bu efora değmeyebilir. Çok şaşırtıcı bir şekilde çocuksuz yetişkinlerin de tercih ettiği kafede tüm yiyecekler ve içecekler Pokemon temasıyla geliyor ve her seansta Pokemon’un kostümlü bir şovu bulunuyor. Çıkışta ise bir alışveriş ve oyun alanı var. Burada vakit geçirebilir ve bin bir çeşit Pokemon oyuncağını valize nasıl sığdıracağınızı kara kara düşüneceğiniz bir alışveriş çılgınlığına düşebilirsiniz.

Çocuk için farklı bir deneyim tercih ediyorsanız Dawn Avatar Robot kafeyi deneyebilirsiniz. Bu kafede size ülkenin dört bir yanından çalışmak için engeli olan kişilerin yönettiği robotlar hizmet ediyor. Robotu yöneten kişiye masanızdaki ekran aracılığıyla bağlanıyor, sohbet edebiliyor, bilgi alabiliyorsunuz. Burada da bir robot barista şov yapıyor ve aynı zamanda küçük bir robotu sizin yönetebileceğiniz deneyim alanı sunuluyor. Böylesi bir sosyal sorumluluk projesi beni gerçekten çok etkiledi. Çocuklarda farkındalık yaratabilmek ve değişik bir yemek deneyimi için tercih edilebilir.

Tokyo’dayız ve tabii ki yeni bir valiz almamızı gerektirecek kadar çok alışveriş yapacağız. Ancak küçük bir çocuğu Don Quijote’nin o akıl almaz kalabalığına sokmanın hiçbir mantıklı tarafı olamaz. Zaten muhtemelen girse de durmaz. Bu noktada alışveriş konusunu biraz daha ailenizin alışkanlıklarına uygun olarak çözmeniz gerekebilir. Bununla birlikte, çocuğun mevcut yaşı +3’e kadar tüm ayakkabı numaralarını silip süpürebileceğiniz ABC Mart’ların her mağazasında çocuk bölümünün olmadığını hatırlatmak isterim. Tabii ki yıllardır her Uniqlo’dan taşınan içlikleri de burada sıfırdan anlatmayacağım.

Diyelim Tokyo’nun en büyük tapınaklarından birine gideceksiniz bu tapınağın yolu koca bir parktan oluşuyor. İmparatorun sarayına giden yollarda insanlar koşuya çıkıyor, Tokyo Ueno gibi bir parka ev sahipliği yapıyor. Tüm bu yeşil alanlarda dilediğiniz zaman topraklanabilir, piknik yapabilir ya da içerisindeki sosyal alanlarda keyifle vakit geçirebilirsiniz.

Bana göre toplumsal bir çılgınlığa dönüşmüş olan oyun merkezlerine adım başı ulaşabilir, günlük limitle gachaponlardan gachapon beğenebilir ya da yaşına uygun oyunlar oynayabilirsiniz. Yetişkinler olarak sınırı hem kendimiz hem de çocuklar için korumak gerçekten hiç kolay değil.

Tokyo’da yine aşırı popüler olan çeşitli hayvanları sevebileceğiniz konsept kafeler bulunuyor. Biz etik olarak uygun bulmadığımız için hiç uğramadık.

Biz çocuklu tatilimizde oradan oraya çok savrulmamak için meşhur Japonya üçlüsünü tamamlamadık, Kyoto ve Osaka’ya gitmedik. Ancak bir günümüzü Fuji dağının eteklerinde geçirdik. Bunun için iyice araştırma yapmalı ve nerelere gitmek istediğinizi belirlemelisiniz. Biz turumuzu Fuji 5th station, Arakura Sengen Park, Oishi Park, Shiraito Şelalesi, Honcho caddesi ve meşhur manzarasıyla Lawson marketten alışveriş olarak organize ettik. Otelimizden arabayla Fuji’ye ulaşmamız yaklaşık 2 saat sürdü. İlk gittiğimizde o meşhur bulutuyla bize yüzünü göstermese de öğleden sonra Fuji dağı tüm ihtişamıyla gözlerimizi kamaştırdı. Honcho caddesi benim özellikle gitmek istediğim bir yerken, dönüş yolunda en çok üşenmeyip şelaleyi de programımıza eklediğimize sevindik. Ailece Fuji dağının sularına değdiğimiz anı ölümsüzleştirdiğimiz o fotoğraf şimdi evimizin en güzel yerinde duruyor. Akşam olunca kalbimizde bu eşsiz deneyim, damağımızda şelaleye iniş yolundaki yaşlı teyzeden aldığımız mochi’nin tadıyla çeşitli karanlık hikayelere ev sahipliği yapan orman yollarından kıvrıla kıvrıla Tokyo’ya geri döndük. Ekran süresi biraz aşıldı, yolda bazı atıştırmalıklar yendi ama iyi ki yaptık dediğimiz bir aktiviteydi.

Son olarak Tokyo deyince en çok kafa yorulması gereken konulardan biri olan konaklamayı konuşalım. Tokyo’da otel seçmeden önce konaklamak istediğiniz bölgeyi çok iyi belirlemeniz gerekiyor. Bunda belirleyici olan konular, gideceğiniz yerlere olan uzaklık, sakinlik ya da kalabalık tercihiniz, fiyat ve en önemlisi otel odalarının büyüklüğü yer alıyor. Biz tercihimizi Shinjuku Keio Otel’den yana kullandık ve oldukça memnun kaldık. Otel inanılmaz merkezi bir konumda ancak çok sakin bir bölgede yer alıyor. Geçmeden Tokyo seyahatinizi bitirmenizin imkansız olduğu Shinjuku istasyonuna bir alt geçit ile bağlanıyor. İçerisinde 10 ayrı restoran, en üst katında çocuk sünger oyun alanının da olduğu nefis bir lounge ve bir tane Seven-Eleven market yer alıyor.

Bizim konakladığımız oda Tokyo’nun simgesel yapılarından Government Building’e bakıyordu ve turistlerin gözdesi bir aktivite olarak her akşam burada olan ışık şovunu odamızdan izleyebiliyorduk. Odada Shibuya Sky ile yarışacak bir manzara vardı. Yorgun olduğumuz akşamlarda ise 45. Kattaki Sky Lounge Aurora’da yemek yiyerek manzaranın tadını çıkardık. Bunun yanı sıra neredeyse her gün 47. kattaki oyun alanına çıkarak biz de 360 derece manzaraya karşı bir şeyler içtik. Otelin kapısının önünden Tokyo’daki her iki havaalanına ulaşım sorunsuz. Bu oteli tercih ederseniz önerim ana kuledeki yeni tadilat görmüş odalardan üst katlarda kalmanız olur.

Bizde tatil denilince kurallar esner, yemekler uyumlanır, uyku saatleri değişir. Eve dönünce rutine dönülür, anıları anlata anlata yeni bir planın heyecanı sarar. Aile olarak zaman zaman esnediğimiz bu tatili de ertelemediğimiz ve birlikte yaptığımız için inanılmaz keyif aldık. Tokyo benim çok tavsiye edeceğim bir lokasyonken çocukla Tokyo’ya gitmek ise harika bir deneyim önerisi oldu. Gitmeden önce iyi bir planlama yapmanız gerektiğini lütfen unutmayın. Umarım siz de en az bizim kadar keyif alırsınız.

Kapak Fotoğrafı: unsplash.com

İlginizi çekebilir: Ece Taşçıaydemir’den Tokyo Notları: Japonya’nın Kalbine Seyahat